Carl David Anderson Kimdir?

Carl David Anderson Kimdir?
Gerçek Adı: Carl David Anderson
Doğum Tarihi: 1905
Doğum Yeri: New York, ABD
Boyu: 1.70 m (tahmin ediliyor)
Kilosu: 70 kg ( tahmin ediliyor)
Burcu: Başak
Medeni Hali: Evliydi
Eğitim Durumu: California Institute of Technology (BS, PhD)

Carl David Anderson Kimdir? Carl David Anderson, 20. yüzyıl fiziğinin yönünü değiştiren büyük deneysel fizikçilerden biridir. Özellikle 1932 yılında pozitronu keşfetmesiyle, yani elektronun pozitif yüklü karşılığını deneysel olarak ortaya koymasıyla bilim tarihine adını altın harflerle yazdırmıştır. Bu keşif yalnızca yeni bir parçacığın bulunması anlamına gelmemiş, aynı zamanda antimadde fikrinin gerçek olduğunu kanıtlayarak modern parçacık fiziğinin kapısını sonuna kadar açmıştır. Anderson, bu çalışması sayesinde 1936 Nobel Fizik Ödülü’nü kazanmış ve ödülü kozmik ışınlar konusundaki öncü çalışmalarıyla Victor Franz Hess ile paylaşmıştır. Nobel kayıtlarına göre Anderson ödülü “pozitronun keşfi” nedeniyle almıştır.

 

Carl David Anderson’ın biyografisi, sıradan bir bilim insanı yaşam öyküsünden çok daha fazlasıdır. Onun hikâyesi; dikkatli gözlem, sabırlı deneycilik, teoriyi sınayan cesaret ve küçük görünen bir bulgunun bütün evren anlayışını nasıl değiştirebildiğinin örneğidir. Bugün antimadde, pozitron emisyon tomografisi, yüksek enerji fiziği ve kozmik ışın araştırmaları gibi alanlarda kullanılan birçok temel kavramın tarihsel köklerinde Carl David Anderson’ın adı vardır. Britannica, onu pozitronun yani bilinen ilk antimadde parçacığının kâşifi olarak tanımlar; bu da onun fizik tarihindeki yerini tek cümlede özetleyen en güçlü ifadelerden biridir.

Carl David Anderson’ın hayat hikayesi

Carl David Anderson 3 Eylül 1905’te New York’ta dünyaya geldi. Nobel’in biyografik kaydına göre ailesi İsveç kökenliydi ve Anderson daha sonra eğitim hayatını Kaliforniya’da sürdürdü. Çocukluğunun ve gençliğinin belirli bir bölümü Amerika’nın bilim ve mühendislik açısından yükselen bölgelerinden birinde geçtiği için, onun teknik disiplinlere erken yaşta ilgi geliştirmesi şaşırtıcı değildir. Bilim tarihindeki birçok büyük isim gibi Anderson da çok erken yaşlarda parlak bir popüler figür hâline gelmedi; tersine, sessiz, sistemli ve sonuç odaklı bir araştırmacı profili çizdi. Nobel biyografisi, onun California Institute of Technology’de eğitim aldığını ve tüm akademik yaşamının büyük bölümünü burada geçirdiğini gösterir.

Anderson’ın yaşam öyküsünde dikkat çeken en önemli noktalardan biri, onun teorik fizik şöhretiyle değil, deneysel sezgisiyle öne çıkmasıdır. 20. yüzyılın ilk yarısı, atom altı dünyanın büyük hızla keşfedildiği bir dönemdi. Kuantum mekaniği gelişiyor, Dirac gibi teorisyenler maddenin daha önce bilinmeyen özelliklerine dair devrimci fikirler ileri sürüyordu. Fakat bu fikirlerin geçerliliği ancak deneysel kanıtlarla mümkün olabilirdi. Anderson tam da bu eşikte ortaya çıktı. O, laboratuvar aletlerine hâkim, kozmik ışınların izlerini sabırla inceleyen ve çok küçük ayrıntılardan çok büyük sonuçlar çıkarabilen bir fizikçiydi. Onun kariyerini önemli kılan şey, dev teorik tartışmaların gölgesinde kalmadan, deneysel veriyi merkeze alarak bilimsel devrim yaratabilmesidir. Bu değerlendirme, Nobel ve Britannica’daki yaşam çizgisine dayanan tarihsel bir çıkarımdır.

Eğitim hayatı ve Caltech yılları

Carl David Anderson’ın akademik kimliğinin şekillendiği kurum California Institute of Technology, yani kısa adıyla Caltech oldu. Nobel biyografisi, onun lisans derecesini 1927’de, doktora derecesini ise 1930’da Caltech’ten aldığını belirtir. Britannica da aynı şekilde Anderson’ın doktora eğitimini burada tamamladığını aktarır. Bu bilgi önemlidir çünkü Anderson yalnızca bu kurumdan mezun olmamış, aynı zamanda bilimsel kariyerini de büyük ölçüde aynı çatı altında sürdürmüştür. Bu yönüyle o, Caltech’in 20. yüzyıldaki bilimsel yükselişine damga vuran isimlerden biri sayılır.

Caltech yıllarında Anderson’ın en önemli avantajlarından biri, Nobel ödüllü fizikçi Robert A. Millikan ile çalışma imkânı bulmasıydı. Millikan’ın kozmik ışınlara olan ilgisi, Anderson’ın kariyer yolunu da belirledi. O dönemde kozmik ışınlar hâlâ gizemliydi; bunların doğası, bileşimi ve maddeyle etkileşimi tam olarak anlaşılamamıştı. Anderson, bu belirsizlik alanında deneysel gözlem yaparak ilerledi. Bulut odası ve manyetik alan kullanan düzeneklerle kozmik ışın parçacıklarının izlerini kaydediyor, sonra bunları dikkatle yorumluyordu. Nobel kaydı, onun 1930’da Millikan ile kozmik ışın çalışmaları yapmaya başladığını ve bu çalışmaların 1932’de pozitronun keşfine ulaştığını açıkça söyler.

Bu dönem, Anderson’ın bilimsel kişiliğini de tanımlar. O, teorik gösterişten çok deneysel netliğe önem veren bir araştırmacıydı. İyi bir fizik sezgisine sahipti ama bu sezgiyi veriyle desteklemeden ileri sürmüyordu. Tam da bu nedenle, bulut odasında gördüğü sıra dışı parçacık izini yanlış yorumlamak yerine, dikkatle kontrol etti ve elektronla aynı kütle mertebesine sahip, fakat ters yüklü bir parçacık gördüğünü fark etti. Bu sabır ve titizlik, Anderson’ı büyük yapan temel özellikler arasındadır. Modern bilimde sıkça övülen “kanıt temelli ilerleme” anlayışının çok güçlü bir temsilcisidir.

Pozitron keşfi neden bu kadar önemliydi?

Carl David Anderson denildiğinde akla ilk gelen kavram pozitron olur. Pozitron, elektronla aynı kütleye sahip fakat pozitif yüklü bir parçacıktır. Günümüzde temel fizik eğitimi alan herkes için bu bilgi sıradan görünebilir. Ancak 1930’ların başında bu fikir son derece sarsıcıydı. Çünkü klasik parçacık anlayışı, maddenin bilinen parçacıklarla sınırlı olduğu varsayımına dayanıyordu. Paul Dirac’ın kuramsal çalışmaları, elektronun bir “karşı parçacığı” olması gerektiğini ima etmişti; ancak bunun gerçek doğada bulunup bulunmadığı belirsizdi. Anderson’ın gözlemi, bu teorik ihtimali somut deneysel gerçeğe dönüştürdü. Britannica, onun pozitronu keşfederek ilk bilinen antimadde parçacığını ortaya çıkardığını vurgular.

Anderson’ın bulut odasında kaydettiği iz, fizik tarihinde dönüm noktasıdır. Çünkü bu keşifle birlikte antimadde artık yalnızca matematiksel bir fikir olmaktan çıktı. Deneysel fizik, teorik fiziğin öngördüğü ama henüz görülmemiş bir parçacığı doğrulamış oldu. Bu sadece bir parçacığın bulunması değil, doğanın simetrisine dair çok daha geniş bir anlayışın açılması demekti. Pozitronun bulunması, madde ve antimadde kavramlarının ileride yüksek enerji fiziği, astrofizik ve kozmoloji alanlarında merkezi rol oynamasının yolunu açtı. Anderson’ın keşfi olmasaydı, parçacık fiziğinin sonraki onlarca yılı çok farklı ilerleyebilirdi. Bu yorum, Nobel ve Britannica’nın aktardığı tarihsel önemden yapılan makul bir bilim tarihi çıkarımıdır.

Nobel biyografisi ayrıca Anderson ve meslektaşlarının daha sonra gama ışınlarının maddeden geçerken pozitron üretebildiğine dair doğrudan kanıt da elde ettiklerini belirtir. Bu, onun yalnızca ilk gözlemi yapan kişi olmadığını, keşfini deneysel olarak güçlendirmeye de devam ettiğini gösterir. Yani Anderson’ın başarısı tek bir şanslı fotoğrafa dayanmaz; sistematik doğrulama sürecinin ürünüdür. Gerçek bilimsel büyüklük de zaten burada yatar. Bir parçacığı gördüğünü iddia etmek başka şeydir, onun gerçekten var olduğunu ikna edici biçimde göstermek başka şey. Anderson ikinciyi yaptı.

Antimadde çağını açan bilim insanı

Carl David Anderson’ın keşfi, modern fizikte “antimadde çağı”nın başlangıcı olarak kabul edilebilir. Pozitronun doğrulanması, evrende her parçacığın bir karşı parçacığı olabileceği fikrini güçlendirdi. Sonraki yıllarda antiproton, antinötron ve başka antiparçacıkların bulunması, Anderson’ın ilk keşfiyle açılan kapının doğal devamı oldu. Bu nedenle onun adı yalnızca bir keşifle değil, yeni bir kavramsal dünyanın başlangıcıyla da anılır. EBSCO’nun araştırma özeti, Anderson’ın bulgusunun madde ve antimadde doğasını açıklamaya yardımcı olduğunu ve parçacık fiziğinin kuruluşunda belirleyici rol oynadığını vurgular.

Bugün antimadde sözcüğü popüler bilimde sıkça kullanılır; hatta bilimkurgu yapımlarında bile bu kavram dolaşır. Fakat bu alanın ciddi bilimsel temeli, Anderson gibi deneysel fizikçilerin sabırlı laboratuvar çalışmalarına dayanır. Onun keşfi olmasaydı, antimadde uzun süre daha soyut bir teori olarak kalabilirdi. Özellikle tıp alanında kullanılan pozitron emisyon tomografisi gibi yöntemler düşünülünce, Anderson’ın temel araştırmasının insan yaşamına dolaylı etkileri de çok büyüktür. Elbette Anderson bu uygulamaları hedefleyerek çalışmıyordu; o, doğanın yapısını anlamaya çalışıyordu. Ama temel bilimde yapılan büyük keşiflerin zamanla çok geniş alanlarda etkili olması, onun hikâyesinde açık biçimde görülür. Bu, kaynaklardan hareketle yapılan tarihsel bir değerlendirmedir.

Nobel Fizik Ödülü ve uluslararası şöhreti

Carl David Anderson’ın kariyerindeki en önemli resmî dönüm noktası 1936 Nobel Fizik Ödülü’dür. Nobel Prize kayıtlarına göre ödül Victor Franz Hess ile paylaşılmıştır; Hess kozmik ışınların keşfi nedeniyle, Anderson ise pozitronun keşfi nedeniyle ödüllendirilmiştir. Bu paylaşım aslında çok anlamlıdır. Çünkü Anderson’ın bulgusu, Hess’in öncülük ettiği kozmik ışın araştırmalarının açtığı yolda elde edilmiştir. Yani Nobel burada hem alanın temelini atan ismi hem de o alan içinde devrim yaratan genç araştırmacıyı aynı çerçevede onurlandırmıştır.

Anderson bu ödülü aldığında henüz çok gençti. EBSCO’nun araştırma özeti, onun 31 yaşında Nobel alan en genç insanlardan biri olduğunu vurgular. Bu yaşta Nobel kazanmak yalnızca parlaklık değil, olağanüstü bilimsel zamanlama ve güçlü araştırma etkisi gerektirir. Anderson bunu başardı. Üstelik ödül, sadece dar bir uzman çevresinin beğenisinden ibaret değildi; modern fiziğin temel taşlarından biri olduğu kabul edilmiş bir keşfin onayıydı. Bu nedenle Carl David Anderson biyografisi, genç yaşta zirveye ulaşmış bilim insanları arasında özel bir yere sahiptir.

Nobel’in biyografik sayfasında yer alan bilgiler, Anderson’ın 1930’lardan sonra da radyasyon ve temel parçacıklar üzerine çalışmayı sürdürdüğünü gösterir. Yani onun hikâyesi Nobel’le bitmez. Birçok bilim insanı Nobel sonrası sembolik bir figüre dönüşürken, Anderson araştırma yapmaya devam etmiş, parçacık fiziğinin gelişen dünyasında etkin kalmıştır. Bu da onun yalnızca “bir keşif yapmış kişi” değil, araştırma yaşamını istikrarlı biçimde sürdüren bir akademisyen olduğunu gösterir.

Muon keşfi ve ikinci büyük atılımı

Carl David Anderson’ın adını büyük yapan sadece pozitron değildir. 1936’da öğrencisi Seth Neddermeyer ile birlikte muonu keşfetmesi de fizik tarihinin büyük olaylarından biridir. CERN’in zaman çizelgesi sayfası, muonun 1936’da Anderson ve Neddermeyer tarafından kozmik ışın sağanakları içinde keşfedildiğini belirtir. Bu keşif, o dönemde “mu-meson” adıyla anılan ama daha sonra bambaşka bir parçacık sınıfı olduğu anlaşılan muonun, yüksek enerji fiziği tarihinde yeni bir pencere açtığını gösterir.

Muonun bulunması, parçacık fiziğini basit bir proton-elektron dünyasından çok daha karmaşık bir evrene taşıdı. Fizikçiler ilk başta bu parçacığın ne olduğunu tam anlayamadılar. Elektrona benziyordu ama çok daha ağırdı. Sonraki yıllarda, atom altı dünyanın sanılandan çok daha kalabalık olduğu anlaşıldı. Anderson’ın muon keşfi de bu genişlemenin erken ve kritik basamaklarından biridir. Encyclopedia.com’daki genel değerlendirme, Anderson’ın pozitron ve “meson” keşifleriyle parçacık fiziği araştırmalarını açtığını söyler; bu, onun bilimsel etkisinin tek bir başarıyla sınırlı olmadığını gösterir.

Muonun hikâyesi ayrıca Anderson’ın bilimsel yöntemini de açık eder. O, bir kez büyük keşif yapıp geri çekilen biri değildi. Kozmik ışınlar üzerine kurduğu deneysel uzmanlığı yeni parçacıkların bulunmasında tekrar tekrar kullandı. Bu süreklilik çok önemlidir. Bilim tarihinde bazen tek bir keşif tesadüf gibi gösterilebilir; ancak aynı araştırmacının art arda iki büyük parçacık keşfi yapması, bunun tesadüften çok güçlü deneysel yetenek ve yöntemsel ustalık olduğunu düşündürür. Anderson’ın kariyerinde tam da bu görülür.

Carl David Anderson’ın bilimsel çalışma tarzı

Carl David Anderson’ın çalışma tarzı, teoriden çok veriye yaslanan deneysel fizik geleneğinin örneklerinden biridir. O dönemde atom altı parçacıkların büyük kısmı dev hızlandırıcılarla değil, doğadan gelen kozmik ışınlarla inceleniyordu. Bu şartlarda çalışmak, büyük sabır ve cihaz hâkimiyeti gerektiriyordu. Bulut odası fotoğraflarındaki izleri yorumlamak kolay değildi; yanlış sonuç çıkarmak mümkündü. Anderson, tam da bu güçlükleri aşan bir araştırmacı oldu. Nobel kaydı ve çeşitli biyografik kaynaklar, onun kozmik ışınlar, radyasyon ve yüksek hızlı elektronların madde içindeki enerji kaybı gibi alanlarda da çalıştığını gösterir. Bu, onun yalnızca tek bir parçacık avcısı değil, geniş bir deneysel problem alanında aktif olan fizikçi olduğunu kanıtlar.

Bilim tarihi açısından Anderson gibi isimler bazen halk arasında yeterince tanınmaz. Çünkü onların işi çoğu zaman laboratuvarın içindedir ve çok teknik görünür. Oysa bilimsel devrimlerin önemli bir kısmı tam da bu görünmeyen sabırdan doğar. Anderson’ın pozitronu bulması için yalnızca zekâ değil, çok iyi bir ölçüm anlayışı, düzenek kontrolü ve gözlemciliğe dayanan disiplin gerekiyordu. Bu da onun neden “büyük deneysel fizikçi” olarak anıldığını açıklar. Teoriye doğrudan meydan okumadan, ama teoriyi test ederek, doğanın gerçekte ne söylediğini göstermiştir. Bu, modern bilimin en güçlü tavırlarından biridir.

Caltech kariyeri ve akademik etkisi

Carl David Anderson’ın yaşamı boyunca en güçlü kurumsal bağı Caltech ile oldu. Arşiv kaynakları ve çeşitli biyografik özetler, onun kariyerinin neredeyse tamamını bu kurumda geçirdiğini, araştırma görevliliğinden profesörlüğe uzanan bir çizgide çalıştığını gösterir. OAC arşiv kaydı, Anderson’ın 1976’ya kadar Caltech’te profesör olarak görev yaptığını ve 1962-1970 arasında fizik, matematik ve astronomi bölümünün başkanlığını yaptığını belirtir. Bu bilgi, onun yalnızca araştırma yapan bir bilim insanı olmadığını; aynı zamanda kurum içinde yön verici, akademik liderlik üstlenen bir isim olduğunu da gösterir.

Uzun süre aynı kurumda kalmak bazen durağanlık olarak algılanabilir, ama Anderson örneğinde durum tam tersidir. Caltech, 20. yüzyılın en önemli bilim merkezlerinden birine dönüşürken Anderson da bu yükselişin parçası oldu. Öğrenci yetiştirdi, araştırma kültürünü sürdürdü ve deneysel fiziğin kurum içindeki saygınlığını güçlendirdi. Bilim insanlarının sadece makale üretmediği, aynı zamanda bir araştırma geleneği inşa ettiği düşünülürse, Anderson’ın etkisi keşiflerinin ötesine geçer. Onun laboratuvar mirası ve yetiştirdiği bilim çevresi de en az bilimsel makaleleri kadar önemlidir. Bu çıkarım, Caltech bağlantılı arşiv ve biyografi kayıtlarından yapılmaktadır.

Kişisel yaşamı

Carl David Anderson’ın özel yaşamı, kamuoyunda bilimsel başarıları kadar öne çıkmamıştır. Nobel biyografisine göre 1946’da Lorraine Bergman ile evlenmiş ve iki oğlu olmuştur: Marshall ve David. Bu bilgi, onun aile yaşamına dair kamusal alanda en sık doğrulanan temel ayrıntıdır. Bunun dışında, Anderson hakkında yayımlanan kaynaklar daha çok araştırmaları, üniversite hayatı ve bilimsel katkıları üzerinde durur. Bu nedenle mahremiyet çizgisine uygun biyografik yaklaşım açısından da, onun kişisel yaşamını sansasyonel ayrıntılarla değil, temel kamusal bilgiler çerçevesinde ele almak en doğru yöntemdir.

Anderson’ın kişiliğine dair kaynaklarda dolaylı biçimde öne çıkan özellikler; sakinlik, ciddiyet, teknik odak ve gösterişten uzak bilimsel kararlılıktır. Elbette bunlar biyografik anlatılardan çıkarılan niteliklerdir; ancak onun kariyerinin biçimi bu izlenimi destekler. Medyada aşırı görünür bir popüler figürden çok, laboratuvar ve üniversite ekseninde çalışan bir bilim insanı olarak anılmıştır. Bu da aslında onun kalıcılığını güçlendirmiştir. Şöhreti kişisel imajından değil, bulgularının bilimsel ağırlığından kaynaklanır.

Carl David Anderson neden önemlidir?

Carl David Anderson neden önemlidir sorusunun birkaç güçlü cevabı vardır. Birincisi, pozitronun keşfiyle antimaddeyi deneysel gerçeklik hâline getirmiştir. İkincisi, muonun keşfinde rol alarak parçacık fiziğinin genişleyen haritasına ikinci büyük katkıyı sunmuştur. Üçüncüsü, kozmik ışınlar üzerinden yapılan deneysel çalışmaların modern yüksek enerji fiziği için ne kadar verimli olabileceğini göstermiştir. Dördüncüsü, genç yaşta Nobel almasına rağmen bilimsel kariyerini uzun yıllar sürdürerek kalıcı akademik etki bırakmıştır. Bu dört neden bile onu modern fiziğin temel figürlerinden biri yapmaya yeter.

Onun önemi sadece fizik tarihindeki bir boşluğu doldurmuş olmasından gelmez. Anderson, bilimsel yöntemin nasıl işlemesi gerektiğini de temsil eder. Bir teorik öngörü vardır, ama henüz kanıt yoktur. Deneyci devreye girer, veriyi toplar, dikkatle yorumlar ve doğayı konuşturur. Anderson’ın yaptığı tam olarak budur. Pozitron keşfi, bilimde teori ile deneyin uyumlu birlikteliğinin klasik örneklerinden biri sayılabilir. Bu nedenle Carl David Anderson biyografisi, yalnızca “kimdir” sorusunun cevabı değil, bilimin nasıl ilerlediğine dair de öğretici bir hikâyedir.

Ölümü ve bilim dünyasında bıraktığı miras

Carl David Anderson 11 Ocak 1991’de San Marino, California’da hayatını kaybetti. Nobel’in biyografi sayfası bu tarihi doğrular; farklı biyografik kaynaklar da aynı bilgiyi verir. Ölümünün ardından geride yalnızca birkaç meşhur makale değil, parçacık fiziğinin temellerine işlenmiş bir miras bıraktı. Bugün antimadde denildiğinde, modern tıpta pozitron tabanlı görüntüleme tekniklerinden söz edildiğinde ya da kozmik ışınların erken dönem tarihi anlatıldığında Anderson’ın adı mutlaka geçer. Bu kalıcılık, gerçek bilimsel büyüklüğün ölçüsüdür.

Ayrıca Anderson’ın hayatı, temel bilimin kısa vadeli fayda hesabıyla ölçülemeyeceğini de gösterir. O, evrenin yapıtaşlarını anlamaya çalışıyordu. Bu çaba sonradan hem teknolojik hem tıbbi hem de teorik alanlarda geniş etkiler yarattı. Ancak başlangıçta amacı, doğanın gerçeğine ulaşmaktı. İşte Carl David Anderson’ı büyük yapan şeylerden biri de budur: Merakın peşinden giderek insanlığın evren anlayışını değiştirmiştir. Nobel’in ve çeşitli biyografik kaynakların ortak çizgisi, onun temel araştırma sayesinde bilim tarihinde kırılma yaratan isimlerden biri olduğunu açıkça ortaya koyar.

Carl David Anderson kimdir sorusunun en net cevabı şudur: O, antimaddenin deneysel kapısını açan, pozitronu keşfeden, muonun keşfine katkı sunan ve modern parçacık fiziğinin kurucu deneysel figürlerinden biri olan Amerikalı fizikçidir. New York’ta başlayan hayatı, Caltech laboratuvarlarında bilimsel olgunluğa erişmiş; kozmik ışınlar üzerine yaptığı çalışmalarla bütün fizik dünyasını etkilemiştir. 1936 Nobel Fizik Ödülü onun ününü resmileştirmiş olsa da asıl mirası, doğanın daha önce bilinmeyen yüzünü ortaya koymuş olmasıdır. Carl David Anderson, bilim tarihinin sessiz ama dev isimlerinden biridir. Onun biyografisi; merakın, dikkatli gözlemin ve deneysel cesaretin evrenin sırlarını çözmede ne kadar güçlü olabileceğini gösteren unutulmaz bir örnektir.

Aşağıdaki bilgiler güvenilir biyografik kaynaklardan derlenmiştir. Boy ve kilo bilgisine ilişkin doğrulanmış kamusal kayıt bulunmadığı için bu alanlar “bilinmiyor” olarak verilmiştir. Burç bilgisi doğum tarihine göre editoryal olarak eklenmiştir.

Bilgi Detay
Adı Carl David Anderson
Doğum Tarihi 3 Eylül 1905
Doğum Yeri New York, ABD
Ölüm Tarihi 11 Ocak 1991
Ölüm Yeri San Marino, California, ABD
Kilo Bilinmiyor
Boy Bilinmiyor
Burcu Başak
Eğitimi California Institute of Technology (BS, PhD)
Mesleği Deneysel fizikçi
Alanı Parçacık fiziği, kozmik ışınlar
Medeni Durumu Evli
Eşi Lorraine Bergman
Çocukları 2
En Bilinen Başarısı Pozitronun keşfi
Diğer Önemli Başarısı Muonun keşfine katkı
Nobel Ödülü 1936 Nobel Fizik Ödülü
Çalıştığı Kurum California Institute of Technology
Milliyeti Amerikalı

 

 

YORUM YAP

E-posta hesabınız yayımlanmayacaktır.Tüm alanların doldurulması gerekmektedir.

ADINIZ

E-POSTA

YORUMUNUZ

antalya escort