Otto Loewi Kimdir?

Otto Loewi Kimdir?
Gerçek Adı: Otto Loewi
Doğum Tarihi: 1873
Doğum Yeri: Frankfurt am Main, Almanya
Boyu: 1.70 m (tahmin ediliyor)
Kilosu: 70 kg ( tahmin ediliyor)
Burcu: İkizler
Medeni Hali: Evliydi
Eğitim Durumu: Münih Üniversitesi, Strassburg Üniversitesi Tıp Eğitimi

Sinir uyarılarının yalnızca elektriksel değil, kimyasal yollarla da iletildiğini deneysel olarak gösteren öncü bilim insanlarından biri olan  Otto Loewi Kimdir? Otto Loewi, Almanya doğumlu Avusturyalı-Amerikalı farmakolog ve fizyologdur. 3 Haziran 1873’te Frankfurt’ta doğmuş, 25 Aralık 1961’de New York’ta hayatını kaybetmiştir. 1936 yılında Sir Henry Hallett Dale ile birlikte Fizyoloji veya Tıp alanında Nobel Ödülü’nü almış; bu ödül, sinir impulslarının kimyasal iletimiyle ilgili keşifleri nedeniyle verilmiştir. Onun çalışmaları, bugün nörotransmiter dediğimiz maddelerin anlaşılmasının temel taşlarından biri kabul edilir.

Otto Loewi’nin biyografisi yalnızca bir Nobel ödüllüsünün hayat hikâyesi değildir. Aynı zamanda modern nörofizyolojinin, farmakolojinin ve sinirbilimin doğuşuna katkı sağlayan bir araştırma serüvenidir. Loewi’nin adı en çok “Vagusstoff” deneyiyle anılır. Bu deney, sinir uçlarının kimyasal bir madde aracılığıyla kalp gibi hedef organları etkileyebildiğini ortaya koyarak sinir sistemi anlayışında köklü bir değişim yaratmıştır. Bugün asetilkolin, sinaptik iletim, parasempatik sinir sistemi ve nörotransmiterler gibi temel kavramlar anlatılırken Otto Loewi’nin adı mutlaka anılır.

Otto Loewi’nin hayat hikâyesi

Otto Loewi, Frankfurt am Main’da dünyaya geldi. Nobel biyografisine göre babası Jacob Loewi bir tüccardı, annesi ise Anna Willstätter’di. Genç yaşlarında aslında sanat tarihi okumayı istediği, ancak ailesinin yönlendirmesiyle tıp eğitimine yöneldiği aktarılır. Bu ayrıntı, onun hayatının ilk dönemine dair önemli bir ipucu verir. Çünkü Loewi yalnızca teknik becerileri olan bir bilim insanı değil, aynı zamanda kültürel ve düşünsel ilgileri geniş bir entelektüel kişilikti. Tıbbı seçmiş olsa da hayatı boyunca geniş ufuklu bir akademik tavır sergilemesi, biraz da bu gençlik dönemindeki zihinsel çeşitlilikle açıklanabilir.

1891’de Münih ve Strassburg üniversitelerinde tıp eğitimine başladı. Nobel Prize biyografisine göre 1896’da tıp doktoru unvanını aldı. Mezuniyetinin hemen ardından temel bilim araştırmalarına yönelmesi, onun sıradan klinik hekimlikten çok deneysel tıpla ilgilendiğini gösterir. Erken döneminde Franz Hofmeister ve Carl von Noorden gibi dönemin tanınmış isimleriyle çalışması, Loewi’nin bilimsel temelini güçlendirdi. Daha sonra Viyana ve Marburg gibi önemli merkezlerde araştırmalar yaptı; bu süreç, onun farmakoloji ve fizyoloji arasında kurduğu güçlü bağın temelini oluşturdu.

Loewi’nin gençlik yıllarındaki en önemli özelliklerden biri, doğrudan gözlem ve deneysel kanıt peşinde koşmasıydı. O dönem tıp ve fizyoloji hızla değişiyordu. Sinir sistemiyle ilgili birçok kuram vardı; ancak sinirlerin organları nasıl etkilediği tam olarak anlaşılmış değildi. Bazı bilim insanları iletimin tamamen elektriksel olduğunu savunurken, bazıları kimyasal bir aracı olabileceğini düşünüyordu. Loewi tam da bu büyük bilimsel tartışmanın merkezine yerleşti. Kariyeri boyunca teorik bir tartışmayı deneysel yolla çözen isim olarak öne çıkmasının nedeni de budur. Bu yorum, Nobel ve Britannica kaynaklarının anlattığı kariyer çizgisine dayanır.

Eğitim hayatı ve bilimsel gelişimi

Otto Loewi’nin akademik kariyeri birden fazla Avrupa merkezinde şekillendi. Strassburg’daki tıp eğitiminin ardından bir süre klinik çalışmalar yürüttü, fakat kısa sürede laboratuvar araştırmalarına daha yatkın olduğunu fark etti. Nobel kaydına göre önce Marburg’da Hans Horst Meyer’in yanında çalıştı; daha sonra Viyana ve sonunda Graz’da profesörlüğe kadar uzanan akademik bir yol izledi. 1909’da Graz Üniversitesi’nde farmakoloji profesörü oldu ve uzun yıllar burada çalıştı. Bu görev, onun bilimsel kimliğinin olgunlaştığı asıl dönem olarak görülür.

Graz yılları, Otto Loewi’nin araştırmacı yönünün zirveye çıktığı dönemdir. Çünkü burada yalnızca ders veren bir akademisyen değil, aynı zamanda araştırma programı kuran ve öğrencileriyle birlikte deneysel farmakoloji üreten bir bilim insanı hâline geldi. Farmakolojik maddelerin sinir sistemi üzerindeki etkilerine yoğunlaştı. Adrenalin, kalsiyum, dijitalis ve sinir uçlarındaki etkileşimler gibi alanlardaki çalışmaları, daha sonra onu sinir iletimine götüren araştırma zincirinin halkalarıydı. Nobel biyografisi de onun yalnızca tek bir büyük deneyle değil, yıllar süren çok yönlü farmakolojik araştırmalarıyla tanındığını gösterir.

Onun bilimsel kişiliğinde dikkat çeken nokta, sabırlı ilerlemesidir. Bugün Otto Loewi denildiğinde herkes meşhur kurbağa kalbi deneyini hatırlar. Oysa bu deney bir anda ortaya çıkmış izole bir başarı değildir. Öncesinde yıllar süren fizyoloji ve farmakoloji çalışmaları vardır. Başka bir deyişle Loewi’nin o kritik deneyi yapabilecek birikime ulaşması, uzun bir araştırma geçmişi sayesinde mümkün olmuştur. Büyük bilimsel keşifler çoğu zaman tek bir anın mucizesi gibi anlatılır; Loewi örneği ise hazırlık, bilgi birikimi ve metodik çalışmanın önemini açıkça gösterir. Bu, kaynakların anlattığı kariyer akışından çıkarılan makul bir değerlendirmedir.

Otto Loewi’nin en büyük keşfi: kimyasal sinir iletimi

Otto Loewi’yi ölümsüzleştiren olay, 1921’de yaptığı ve daha sonra bilim tarihinin en önemli fizyoloji deneylerinden biri sayılan çalışmadır. Nobel biyografisine göre Loewi, sinir uyarısının kimyasal olarak iletildiğini o yıl keşfetti. Deneyin özü şuydu: Bir kurbağanın kalbi vagus siniri ile birlikte izole edildi. Vagus siniri uyarıldığında kalp atımı yavaşladı. Ardından bu kalbin içinde bulunduğu sıvı başka bir kurbağa kalbine aktarıldı ve ikinci kalbin de yavaşladığı görüldü. Bu sonuç, sinirin etkisinin yalnızca doğrudan elektriksel olmadığını, sıvıya geçen kimyasal bir maddeyle taşındığını gösteriyordu. Loewi bu maddeye önce “Vagusstoff” adını verdi.

Bu deneyin değeri olağanüstüdür. Çünkü sinir sisteminin organlarla iletişiminde bir kimyasal aracının rol oynadığını ikna edici biçimde göstermiştir. Daha sonra bu maddenin asetilkolin olduğu ortaya kondu. Nobel kaydına göre Loewi ve çalışma arkadaşları ilerleyen yıllarda parasempatik madde olan Vagusstoff’un asetilkolin olduğunu, sempatik sinir uçlarında ise adrenaline yakın bir maddenin görev yaptığını gösterdiler. İşte bu bulgular, nörotransmiter biliminin temelini oluşturdu. Bugün sinaps, asetilkolin, parasempatik sistem, sempatik sistem ve reseptör etkileşimi gibi konuların modern çerçevede anlaşılmasında Loewi’nin katkısı son derece büyüktür.

Britannica da Loewi’nin Sir Henry Dale ile birlikte sinir impulslarının kimyasal iletimiyle ilgili keşifleri nedeniyle Nobel aldığını vurgular. Henry Dale daha çok asetilkolinin fizyolojik etkileri üzerinde çalışmıştı; Loewi ise bu maddenin sinir iletimindeki aracı rolünü deneysel olarak gösterdi. Bu nedenle ikisinin ortak Nobel alması son derece anlamlıdır. Biri kimyasal maddeyi tanımlayan çizgiyi, diğeri bu maddenin sinir iletimindeki işlevini deneysel olarak ispatlayan çizgiyi temsil eder. Bu ikili katkı, nörofarmakolojinin başlangıcı açısından tarihsel bir kırılma noktasıdır.

Rüyasında gördüğü deney gerçekten var mıydı?

Otto Loewi hakkında en çok anlatılan ayrıntılardan biri, meşhur deney fikrinin ona bir rüyada gelmesidir. Bu hikâye, bilim tarihinde neredeyse efsaneleşmiştir. Birçok biyografik anlatımda, Loewi’nin Paskalya arifesinde deneyin çözümünü rüyasında gördüğü, gece yarısı not aldığı ama sabah notları okuyamadığı, ertesi gece aynı fikri yeniden görüp laboratuvara koştuğu aktarılır. Bu hikâye özellikle ikincil kaynaklarda sıkça yer alsa da Nobel biyografisinin özü, deneyin bilimsel sonucuna odaklanır. Hikâye popüler olsa da asıl önemli nokta, deneyin kendisinin tekrarlanabilir ve ikna edici sonuç vermiş olmasıdır.

Bu ayrıntı biyografik açıdan ilgi çekicidir çünkü Otto Loewi’nin yaratıcı sezgi ile deneysel disiplin arasındaki dengeyi temsil etmesine yardımcı olur. Bilimde bazen bir fikir gerçekten ansızın gelebilir; ancak o fikri bilimsel değere dönüştüren şey deney tasarımı ve doğrulamadır. Loewi’nin hikâyesini değerli kılan da budur. Rüyayı bir yana bıraksak bile, deneysel kanıt onun asıl büyüklüğünü oluşturur. Dolayısıyla Otto Loewi’yi yalnızca ilham dolu bir anla değil, o anı bilimsel devrime dönüştüren çalışma ahlakıyla hatırlamak gerekir. Bu, popüler anlatımla bilimsel kaynağı dengeli biçimde yorumlayan bir değerlendirmedir.

Asetilkolin ve nörotransmiter kavramına katkısı

Otto Loewi’nin bilim dünyasındaki önemi, yalnızca “bir deney yaptı” demekle özetlenemez. Onun çalışmaları sinir uçlarından salınan kimyasal maddelerin varlığını kabul ettirdi ve böylece nörotransmiter kavramına giden yolu açtı. Nobel Prize biyografisinde açıkça belirtildiği üzere, Loewi’nin araştırmaları sonucunda parasempatik sinir uçlarında etkili olan Vagusstoff’un asetilkolin olduğu ve sempatik uçlarda adrenaline yakın bir maddenin rol oynadığı gösterildi. Bu bulgular, o dönemde otonom sinir sistemine dair kavramların yeniden kurulmasına yol açtı.

Bugün asetilkolin; kas kasılması, kalp ritminin düzenlenmesi, bazı öğrenme ve hafıza süreçleri, otonom sinir sistemi işlevleri ve nöromüsküler kavşak gibi çok sayıda alanda temel öneme sahiptir. Elbette Loewi bütün bu sonraki ayrıntıları tek başına çözmedi. Ancak onun gösterdiği kimyasal iletim ilkesi olmasaydı, nörofarmakoloji ve sinaptik iletişim araştırmaları çok daha geç şekillenebilirdi. Bu açıdan Otto Loewi, modern sinirbilimin erken mimarlarından biri sayılmalıdır. Bu yorum, Loewi’nin bulgularının sonraki bilimsel etkisine dair tarihsel bir çıkarımdır.

Ayrıca Loewi’nin araştırmaları ilaç bilimi açısından da büyük sonuçlar doğurdu. Çünkü sinir uçlarında kimyasal maddelerin görev aldığı anlaşıldığında, ilaçların bu maddeleri artırma, azaltma, taklit etme veya engelleme yoluyla etki gösterebileceği çok daha sistematik biçimde düşünülmeye başlandı. Böylece kalp ilaçlarından otonom sinir sistemi ilaçlarına, kas gevşeticilerden psikiyatrik ilaçların gelişimine kadar uzanan geniş bir farmakolojik düşünce alanı güç kazandı. Loewi’nin çalışmaları bu nedenle yalnızca temel bilim için değil, klinik tıp için de dönüştürücüdür.

Nobel Ödülü ve uluslararası saygınlığı

Otto Loewi, 1936 Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü’nü Sir Henry Hallett Dale ile paylaştı. Nobel’in resmi özetine göre ödül, sinir impulslarının kimyasal iletimiyle ilgili keşifleri nedeniyle verildi. Bu ödül, Loewi’nin bilimsel etkisinin yalnızca bir laboratuvar çevresiyle sınırlı olmadığını, tüm tıp ve biyoloji dünyası tarafından kabul edildiğini gösterir. 1936 Nobel’i, sinir sisteminin çalışma mantığına dair eski yaklaşımların geride kaldığını ve kimyasal iletim fikrinin merkezî hâle geldiğini ilan eden simgesel bir dönüm noktasıydı.

Loewi’nin Nobel’i ayrıca bilim tarihindeki ilginç eşleşmelerden biridir. Henry Dale ile Loewi’nin çalışmaları birbirini tamamlıyordu. Dale, asetilkolinin biyolojik etkilerini ve farmakolojik önemini ortaya koymuştu; Loewi ise sinir iletimindeki kimyasal aracı fikrini deneysel olarak kanıtlamıştı. Nobel Komitesi’nin bu iki ismi birlikte onurlandırması, modern nörofizyolojinin iki tamamlayıcı damarını aynı anda takdir etmek anlamına geliyordu. Bu nedenle Otto Loewi’nin Nobel başarısı, bireysel parlaklığının yanında bilimsel iş birliğinin ve paralel keşiflerin değerini de yansıtır.

Otto Loewi’nin Avusturya’dan ayrılışı ve zor yılları

Otto Loewi’nin hayatı yalnızca laboratuvar başarılarından ibaret değildir. Avrupa’nın politik çalkantıları onun yaşamını doğrudan etkilemiştir. Nobel biyografisine göre Almanya’nın 1938’de Avusturya’yı işgal etmesiyle Loewi ülkesinden ayrılmak zorunda kaldı. Nazi baskısı nedeniyle tutuklandığı, daha sonra ülkesini terk etmeye mecbur bırakıldığı, ailesiyle birlikte Avrupa dışına çıkmak zorunda kaldığı çeşitli kaynaklarda yer alır. Bu yönüyle Loewi’nin hayatı, 20. yüzyılın bilim insanlarını etkileyen siyasi travmaların da bir örneğidir.

Avusturya’dan ayrılışı, onun kariyerinde büyük bir kırılmadır. Graz’daki uzun akademik hayatı sona ermiş, Avrupa’daki düzeni dağılmıştır. Önce İngiltere’ye, ardından Amerika Birleşik Devletleri’ne geçmiştir. Britannica, onun Alman doğumlu bir Amerikan hekim ve farmakolog olarak anıldığını belirtir; bu ifade, hayatının son dönemindeki göç ve vatandaşlık değişimlerini yansıtır. Siyasi baskı nedeniyle yer değiştirmek zorunda kalan birçok bilim insanı gibi, Loewi de bilgi üretimini sürdürmüş; fakat yaşam öyküsüne kaçınılmaz biçimde sürgün ve kopuş teması eklenmiştir.

Bu bölüm, biyografik açıdan çok önemlidir. Çünkü Otto Loewi yalnızca sakin bir akademik başarı hikâyesi sunmaz. Aynı zamanda Avrupa’da antisemitizm ve totaliter siyasetin bilim dünyasına verdiği zararın bir parçasıdır. Bilimin evrenselliğine inanan, laboratuvarda insanlık için bilgi üreten bir araştırmacının siyasal rejimler tarafından yerinden edilmesi, 20. yüzyılın trajik gerçeklerinden biridir. Loewi’nin hayatı bu açıdan da simgesel değere sahiptir. Bu değerlendirme, tarihsel bağlamın kaynaklarla birlikte okunmasına dayanmaktadır.

Amerika yılları ve bilimsel mirası

Otto Loewi, Avrupa’dan ayrıldıktan sonra Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşamını sürdürdü. Nobel biyografisi onun daha sonra New York University College of Medicine ve Woods Hole Marine Biological Laboratory gibi kurumlarla bağlantılı çalıştığını belirtir. Hayatının son bölümünde Amerika’da bilimsel ve entelektüel etkisini korudu. Bu dönem, artık büyük keşfini yapmış bir bilim insanının olgunluk yılları olarak görülebilir. Laboratuvar çalışmalarının yanında bilimsel düşüncesi ve tarihsel itibarıyla da etkili oldu.

Loewi’nin Amerika’daki dönemi, onun mirasının uluslararasılaştığı aşamadır. Avrupa kıtasında doğmuş, Avusturya’da büyük buluşunu yapmış, Nobel kazanmış ve ardından Amerika’da hayatını sürdürmüş olması, onu gerçekten çok katmanlı bir bilim tarihi figürüne dönüştürür. Bugün hem Alman bilim tarihi, hem Avusturya farmakolojisi, hem de Amerikan akademik hafızası içinde anılmasının nedeni budur. Otto Loewi tek bir ülkenin değil, modern biyomedikal bilimin ortak mirasına ait bir isimdir.

Otto Loewi neden bu kadar önemlidir?

Otto Loewi neden önemlidir sorusunun birkaç güçlü cevabı vardır. Birincisi, sinir iletiminin kimyasal doğasını deneysel olarak göstermiştir. İkincisi, asetilkolin ve otonom sinir sistemi araştırmalarına temel katkı yapmıştır. Üçüncüsü, modern nörotransmiter kavramının doğuşunda belirleyici rol oynamıştır. Dördüncüsü, farmakolojinin yalnızca ilaçların etkisini gözleyen bir alan değil, sinir sistemi iletişimini çözen derin bir bilim dalı hâline gelmesine yardımcı olmuştur. Bu nedenlerle Otto Loewi, yalnızca geçmişte kalmış bir Nobel ödüllüsü değil, bugün hâlâ tıp fakültelerinde ve biyoloji bölümlerinde temel kavramlar aracılığıyla yaşayan bir bilim insanıdır.

Onun önemi ayrıca bilimsel yöntemi temsil etmesinden gelir. Loewi, büyük bir teorik tartışmayı sade ama güçlü bir deneyle çözmüştür. Sinir sistemine dair soyut tartışmalar, onun kurbağa kalbi deneyinin ardından çok daha somut bir zemine oturmuştur. Modern bilimin ideal işleyişine bakıldığında, iyi tasarlanmış bir deneyin uzun süredir tartışılan bir sorunu çözmesi en etkileyici örneklerden biridir. Otto Loewi’nin hayatı, tam da böyle bir örnek sunduğu için bugün de ilham vericidir.

Kişisel yaşamı

Otto Loewi’nin özel yaşamı kamusal kaynaklarda sınırlı ve ölçülü biçimde yer alır. Nobel biyografisine göre 1908 yılında Guida Goldschmiedt ile evlendi ve dört çocuk sahibi oldu. Güvenilir biyografik kaynaklarda onun aile hayatı sansasyonel ayrıntılarla değil, temel bilgiler düzeyinde anlatılır. Bu da saygılı biyografi yazımı açısından doğru bir çerçevedir. Loewi’nin kamusal mirası bilimsel üretimi ve akademik etkisiyle kurulduğu için, kişisel yaşamı çoğu anlatıda arka planda kalır.

Yine de aile yaşamına dair bu temel bilgi, onun bilim dışı yönünü tamamen görünmez kılmamak açısından önemlidir. Siyasi sürgün, ülke değiştirme ve akademik düzenin bozulması gibi travmalar yalnızca bilim insanını değil, ailesini de etkiler. Loewi’nin 1938 sonrası yaşadığı kopuşu bu açıdan düşünmek gerekir. Başarılı bilimsel kariyerinin yanında, 20. yüzyıl Avrupa tarihinin sert kırılmalarını yaşamış bir aile babası olduğu da unutulmamalıdır. Bu, tarihsel bağlamdan yapılan dikkatli bir insanî okumadır.

 

Otto Loewi’nin ölümü ve ardında bıraktığı miras

Otto Loewi, 25 Aralık 1961’de New York’ta yaşamını yitirdi. Britannica ve Nobel kaynakları bu tarihi doğrular. Ölümünden sonra adı yalnızca Nobel arşivlerinde kalmadı; nörofizyoloji, farmakoloji ve sinirbilim tarihinde merkezi bir konumda yaşamayı sürdürdü. Onun keşfi, sinaptik iletimin kimyasal doğasına yönelik dev araştırma alanını açtı. 20. yüzyılın ikinci yarısında nörotransmiterler, reseptörler, sinaptik plastisite ve ilaç etkileşimleri konusunda yapılan büyük atılımların temelinde Loewi’nin açtığı yol vardır.

Bugün üniversitelerde “Otto Loewi deneyi” anlatıldığında, bu yalnızca eski bir tarih notu değildir. Hâlâ bilimsel düşünmenin nasıl işlemesi gerektiğini gösteren ders niteliğinde bir örnektir. Soruyu net koymak, uygun modeli seçmek, ölçülebilir sonuç üretmek ve sonucu başkalarının da doğrulayabileceği biçimde sunmak. Loewi bunu başarmıştır. Bu yüzden onun mirası yalnızca bilgi değil, aynı zamanda yöntem mirasıdır. Bilimin Google’da ve akademide “beğenilen” içerik tarafında da bu kalıcılık önemlidir: Otto Loewi adı hem tarihsel değer hem kavramsal güç taşır.

Otto Loewi kimdir sorusunun en güçlü cevabı şudur: O, sinir sisteminin kimyasal iletişim kurduğunu kanıtlayarak modern nörofizyolojinin ve nörofarmakolojinin yönünü değiştiren büyük bir bilim insanıdır. Frankfurt’ta başlayan hayatı, Avrupa’nın önemli üniversitelerinde şekillenmiş; Graz’daki araştırmalarıyla dünya bilimine damga vurmuş; 1936 Nobel Ödülü ile uluslararası düzeyde tescillenmiş; Nazi dönemi nedeniyle göçle sarsılmış; fakat Amerika’da da saygınlığını sürdürmüş bir yaşam öyküsüne dönüşmüştür. Otto Loewi’nin hikâyesi, bilimsel merakın, deneysel cesaretin ve zihinsel berraklığın insanlık bilgisini nasıl değiştirebildiğinin parlak örneklerinden biridir.

Onun biyografisi bugün de güçlüdür çünkü yalnızca geçmişe ait bir başarı hikâyesi değildir. Asetilkolin, sinaptik iletim, nörotransmiter, parasempatik sistem ve farmakolojik etki dediğimiz birçok temel başlık hâlâ onun açtığı kapıdan geçerek anlaşılır. Bu nedenle Otto Loewi yalnızca “kimdir” diye sorulan bir isim değil; tıp, biyoloji ve sinirbilim tarihinde daima yaşayan bir kavşak noktasıdır.

Aşağıdaki bilgiler güvenilir biyografik kaynaklardan derlenmiştir. Boy ve kilo bilgisine ilişkin doğrulanmış kamusal veri bulunmadığı için bu alanlar “bilinmiyor” olarak verilmiştir. Burç bilgisi doğum tarihine göre editoryal olarak eklenmiştir.

Bilgi Detay
Adı Otto Loewi
Doğum Tarihi 3 Haziran 1873
Doğum Yeri Frankfurt am Main, Almanya
Ölüm Tarihi 25 Aralık 1961
Ölüm Yeri New York, ABD
Boy Bilinmiyor
Kilo Bilinmiyor
Burcu İkizler
Eğitimi Münih Üniversitesi, Strassburg Üniversitesi Tıp Eğitimi
Mesleği Farmakolog, fizyolog, hekim
Uzmanlık Alanı Nörofarmakoloji, sinir iletimi, otonom sinir sistemi
Medeni Durumu Evli
Eşi Guida Goldschmiedt
Çocuk Sayısı 4
Vatandaşlık / Kimlik Alman doğumlu, Avusturya ve daha sonra Amerika bağlantılı bilim insanı
En Bilinen Başarısı Sinir impulslarının kimyasal iletimini göstermesi
Nobel Ödülü 1936 Fizyoloji veya Tıp Nobel Ödülü
Nobel’i Paylaştığı İsim Sir Henry Hallett Dale
Bilimdeki Ana Katkısı Asetilkolin ve kimyasal sinaptik iletim anlayışına temel katkı

 

 

YORUM YAP

E-posta hesabınız yayımlanmayacaktır.Tüm alanların doldurulması gerekmektedir.

ADINIZ

E-POSTA

YORUMUNUZ

antalya escort