Christian de Duve Kimdir | Christian de Duve Biyografisi

Christian de Duve Kimdir | Christian de Duve Biyografisi
Gerçek Adı: Christian René de Duve
Doğum Tarihi: 1917
Doğum Yeri: Thames Ditton, Surrey, İngiltere
Boyu: 1.70 m (tahmin ediliyor)
Kilosu: 70 kg ( tahmin ediliyor)
Burcu: Terazi
Medeni Hali: Evliydi
Eğitim Durumu: Katolik Leuven Üniversitesi / Tıp ve Kimya

Christian René de Duve biyografisi konusunu inceliyoruz. Belçikalı biyokimyacı ve hücre biyoloğu Christian de Duve kimdir? Hücre içindeki organellerin yapısı ve işlevi üzerine yaptığı keşiflerle bilim tarihinde özel bir yer edinmiştir. 1974 yılında Albert Claude ve George E. Palade ile birlikte Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü’nü kazanmıştır. Nobel Komitesi, bu ödülü üç bilim insanına “hücrenin yapısal ve işlevsel organizasyonuna ilişkin keşifleri” nedeniyle vermiştir.

Christian de Duve’ün bilim dünyasındaki en önemli katkıları lizozom ve peroksizom adı verilen hücre organellerinin keşfiyle ilgilidir. Britannica, de Duve’ün 1950’lerde lizozomları keşfettiğini ve daha sonra peroksizom olarak bilinen organellerin tanımlanmasına katkı sağladığını belirtir. Bu keşifler, hücreyi yalnızca mikroskop altında görülen basit bir yapı gibi değil, içinde görev paylaşımı bulunan karmaşık ve düzenli bir sistem olarak anlamamızı sağlamıştır.

Bir öğretici anlatımla söylemek gerekirse, Christian de Duve hücrenin iç dünyasını daha anlaşılır hâle getiren bilim insanlarından biridir. Nasıl bir şehirde temizlik, enerji üretimi, ulaşım, geri dönüşüm ve yönetim gibi farklı görevleri üstlenen kurumlar varsa, hücre içinde de farklı görevleri yerine getiren organeller vardır. De Duve, bu organellerden bazılarının görevini keşfederek hücre biyolojisinin temel haritasını zenginleştirmiştir.

Christian de Duve’ün Hayatı

Christian René de Duve, 2 Ekim 1917 tarihinde İngiltere’nin Surrey bölgesindeki Thames Ditton’da doğdu. Ailesi Belçikalıydı; I. Dünya Savaşı sırasında Belçika’dan ayrılmış ve İngiltere’ye gitmişti. Savaş sonrasında ailesi Belçika’ya döndü ve de Duve yaşamının büyük bölümünü Belçika bilim dünyasıyla bağlantılı olarak sürdürdü. Nobel kaynaklarında doğum yeri Thames Ditton, doğum tarihi ise 2 Ekim 1917 olarak verilir.

De Duve’ün hayatı, 20. yüzyıl Avrupa tarihinin büyük kırılmalarıyla iç içe geçti. I. Dünya Savaşı’nın hemen sonrasında çocukluğunu geçirdi, II. Dünya Savaşı yıllarında genç bir tıp öğrencisi ve araştırmacı olarak yetişti, savaş sonrası dönemde ise modern biyokimyanın ve hücre biyolojisinin en parlak isimlerinden biri hâline geldi.

Onun yaşam öyküsü, bilimin bazen zorlu tarihsel koşullar içinde bile ilerleyebileceğini gösterir. Savaşlar, göçler ve siyasi çalkantılar bilimsel eğitimi zorlaştırabilir; fakat merak, disiplin ve doğru araştırma ortamı bir araya geldiğinde büyük keşifler ortaya çıkabilir. Christian de Duve’ün kariyeri bu açıdan oldukça öğreticidir.

Ailesi ve Gençlik Yılları

Christian de Duve, Belçikalı bir ailede dünyaya geldi. Çocukluğu Belçika’da geçti ve genç yaşlardan itibaren başarılı bir öğrenci olarak dikkat çekti. Onun bilimsel kişiliğinde düzenli çalışma, dikkatli gözlem ve derin merak önemli yer tutar.

De Duve’ün gençlik yıllarında tıp ve kimya arasında güçlü bir ilgi geliştirmesi, ileride yapacağı keşiflerin temelini oluşturdu. Çünkü hücre biyolojisinde büyük ilerlemeler çoğu zaman yalnızca mikroskop kullanmakla değil, aynı zamanda biyokimyasal yöntemleri iyi bilmekle mümkün olur. Hücreyi anlamak için onun içindeki moleküllerin, enzimlerin ve kimyasal süreçlerin nasıl çalıştığını da bilmek gerekir.

Christian de Duve’ün bilimsel gücü de bu birleşimde ortaya çıkar. O, tıp eğitiminin insan vücudu ve hastalıklar hakkındaki geniş bakışını, biyokimyanın deneysel ve moleküler yöntemleriyle birleştirmiştir.

Christian de Duve Eğitim Hayatı

Christian de Duve, Katolik Leuven Üniversitesi’nde tıp eğitimi aldı. De Duve Institute’un tarihçesine göre 1941 yılında Katolik Leuven Üniversitesi’nden tıp diploması aldı, 1946 yılında ise aynı üniversitede kimya eğitimini tamamladı.

Bu eğitim yolu onun bilimsel kimliğini belirleyen en önemli unsurlardan biridir. Tıp eğitimi ona canlı organizmayı ve hastalık süreçlerini anlamayı sağladı. Kimya eğitimi ise hücre içindeki olayları moleküler düzeyde inceleme becerisi verdi. Bu iki alanın birleşimi, de Duve’ü klasik bir hekimden ya da yalnızca kimya laboratuvarında çalışan bir araştırmacıdan farklı kıldı.

Birinci Dünya Savaşı döneminde eğitim ve araştırma koşulları kolay değildi. Buna rağmen de Duve çalışmalarını sürdürdü. Savaş sonrası dönemde ise biyokimya alanındaki bilgisini güçlendirmek için uluslararası araştırma merkezlerinde deneyim kazandı.

Stockholm ve Washington Deneyimi

Christian de Duve, savaş sonrasında biyokimya eğitimini geliştirmek için İsveç’e gitti. Lindau Nobel Laureate Mediatheque kaynağına göre de Duve, Stockholm’deki Medical Nobel Institute’ta Hugo Theorell’in laboratuvarında 18 ay çalıştı; ardından Rockefeller Foundation bursiyeri olarak Washington University’de altı ay bulundu.

Bu dönem onun bilimsel yöntemini güçlendirdi. Hugo Theorell, enzimoloji alanında önemli bir bilim insanıydı ve daha sonra Nobel Ödülü kazanacaktı. Washington University’de ise karbonhidrat metabolizması ve biyokimya alanında güçlü bir araştırma geleneği vardı.

Bu deneyimler de Duve’e yalnızca teknik beceri kazandırmadı; aynı zamanda hücreyi biyokimyasal bir sistem olarak düşünme alışkanlığı verdi. Hücre içindeki organellerin keşfi de zaten bu bakış açısının sonucudur. De Duve, hücreyi yalnızca mikroskop görüntüsü olarak değil, enzimlerin ve kimyasal reaksiyonların düzenli biçimde yer aldığı canlı bir laboratuvar gibi ele aldı.

Akademik Kariyerinin Başlangıcı

Christian de Duve, akademik kariyerini büyük ölçüde Leuven Üniversitesi ve Rockefeller University çevresinde sürdürdü. De Duve Institute, onun UCLouvain’de ve New York’taki Rockefeller University’de eş zamanlı olarak öğretim ve araştırma kariyeri yürüttüğünü belirtir.

Bu çift yönlü akademik yaşam oldukça önemlidir. Avrupa’daki güçlü biyokimya geleneği ile Amerika’daki gelişmiş hücre biyolojisi araştırma ortamı, de Duve’ün bilimsel bakışını zenginleştirmiştir. Onun çalışmaları hem Avrupa’da hem Amerika’da etkili olmuş, hücre biyolojisinin uluslararası gelişimine katkı sağlamıştır.

De Duve’ün laboratuvarı, hücre içi organellerin tanımlanması konusunda çok önemli bir merkez hâline geldi. Özellikle santrifüj yöntemleriyle hücre içindeki farklı parçacıkların ayrılması, onun çalışmalarında belirleyici rol oynadı. Bu yöntemler sayesinde hücre içindeki farklı yapıların hangi enzimleri taşıdığı ve hangi görevleri üstlendiği anlaşılmaya başlandı.

Hücre Biyolojisi Nedir?

Christian de Duve’ü daha iyi anlamak için hücre biyolojisinin ne olduğunu sade biçimde açıklamak gerekir. Hücre biyolojisi, canlıların temel yapı taşı olan hücrelerin yapısını, işlevlerini ve iç düzenini inceleyen bilim dalıdır. Her canlı, bir ya da daha fazla hücreden oluşur. İnsan vücudunda trilyonlarca hücre bulunur ve bu hücrelerin her biri kendi içinde çok düzenli bir işleyişe sahiptir.

Hücre içinde çekirdek, mitokondri, endoplazmik retikulum, Golgi aygıtı, lizozom ve peroksizom gibi farklı organeller bulunur. Bu organellerin her biri farklı görevler üstlenir. Bazıları enerji üretir, bazıları proteinleri işler, bazıları atık maddeleri parçalar, bazıları zararlı kimyasal maddeleri etkisiz hâle getirir.

Christian de Duve’ün önemi tam da burada ortaya çıkar. O, hücrenin içindeki bazı önemli organellerin keşfedilmesine ve görevlerinin anlaşılmasına katkı sağlamıştır. Bu sayede hücre, daha ayrıntılı ve işlevsel bir yapı olarak anlaşılmıştır.

Lizozomların Keşfi

Christian de Duve’ün en önemli keşiflerinden biri lizozomdur. Lizozomlar, hücre içinde sindirim ve geri dönüşüm görevleri yapan organellerdir. Hücrede eskimiş, hasar görmüş ya da artık kullanılmayan maddelerin parçalanmasında görev alırlar. Bu yönleriyle lizozomları hücrenin “geri dönüşüm ve temizlik merkezi” gibi düşünebiliriz.

Britannica, lizozomların 1950’lerde Christian de Duve tarafından keşfedildiğini aktarır. PNAS’ta yayımlanan değerlendirmede de de Duve’ün Louvain’deki laboratuvarının 1955’te lizozomları keşfettiği belirtilir.

Bu keşif, hücre biyolojisi açısından büyük bir dönüm noktasıdır. Çünkü lizozomların keşfi, hücrenin yalnızca üretim yapan değil, aynı zamanda kendi içindeki atıkları parçalayan ve yeniden kullanan bir sistem olduğunu gösterdi. Bugün lizozomlar; otofaji, bağışıklık, hücre yaşlanması, metabolik hastalıklar ve kalıtsal lizozomal depo hastalıkları gibi birçok konuda temel öneme sahiptir.

Peroksizomların Tanımlanması

Christian de Duve’ün bir diğer önemli katkısı peroksizomların tanımlanmasıdır. Peroksizomlar, hücre içinde özellikle yağ asitlerinin parçalanması ve zararlı oksijen türevlerinin etkisiz hâle getirilmesi gibi görevlerde rol oynayan organellerdir.

PNAS değerlendirmesine göre de Duve’ün laboratuvarı lizozomları 1955’te keşfetmiş, peroksizomları ise 1965’te tanımlamıştır. Britannica da de Duve’ün lizozomlar ve peroksizomlar üzerine çalışmaları nedeniyle Nobel Ödülü’nü paylaştığını belirtir.

Peroksizomların keşfi, hücre içindeki metabolik düzenin daha iyi anlaşılmasını sağladı. Bu organeller özellikle oksidatif reaksiyonlarla ilgilidir. Hücrede bazı kimyasal işlemler sırasında zararlı olabilecek maddeler ortaya çıkabilir. Peroksizomlar, bu maddelerin kontrol altında tutulmasına yardımcı olur.

Bir benzetmeyle anlatmak gerekirse, lizozomlar hücrenin geri dönüşüm ve temizlik birimi gibiyse, peroksizomlar da hücrede bazı tehlikeli kimyasal süreçleri güvenli biçimde yöneten özel işlem merkezleri gibidir.

Santrifüj Yöntemi ve Hücreyi Parçalara Ayırarak Anlama

Christian de Duve’ün başarısında kullandığı yöntemler de en az keşifleri kadar önemlidir. O, hücre içindeki farklı yapıları ayırmak ve incelemek için santrifüj tekniklerinden yararlandı. Santrifüj, örnekleri çok hızlı döndürerek farklı yoğunluktaki parçaların ayrılmasını sağlayan bir laboratuvar yöntemidir.

PNAS’ta yayımlanan yazıda de Duve, santrifüj kullanarak yeni organeller keşfeden bir “hücre kâşifi” olarak tanımlanır. Bu ifade oldukça anlamlıdır. Çünkü de Duve’ün yaptığı şey, hücrenin içine doğrudan bakmaktan ibaret değildi. O, hücreyi biyokimyasal olarak parçalara ayırdı, her parçanın hangi enzimleri taşıdığını inceledi ve böylece organellerin görevlerini ortaya çıkardı.

Bu yaklaşım modern hücre biyolojisinin temel yöntemlerinden biri hâline geldi. Hücrenin karmaşık yapısını anlamak için sadece görüntü yetmez; hangi bölümde hangi kimyasal etkinliğin gerçekleştiğini de bilmek gerekir. De Duve bu iki yaklaşımı birleştirdi.

Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü

Christian de Duve, 1974 yılında Albert Claude ve George E. Palade ile birlikte Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü’nü kazandı. Nobel kaynaklarında ödül gerekçesi, hücrenin yapısal ve işlevsel organizasyonuna ilişkin keşifler olarak açıklanır.

Bu ödül, hücre biyolojisinin modern bilimdeki yerini de güçlendirdi. Çünkü 20. yüzyılın ortalarında bilim insanları hücreyi giderek daha ayrıntılı incelemeye başlamıştı. Elektron mikroskobu, biyokimyasal ayrıştırma yöntemleri ve enzim analizleri sayesinde hücre içindeki yapılar daha iyi anlaşılır hâle geldi.

De Duve’ün Nobel’i, yalnızca kişisel bir başarı değildir. Aynı zamanda hücre biyolojisinin tıp, biyokimya ve moleküler biyoloji için ne kadar merkezi bir alan olduğunu gösteren önemli bir işarettir.

Albert Claude ve George Palade ile Aynı Ödülü Paylaşması

Christian de Duve’ün Nobel Ödülü’nü Albert Claude ve George E. Palade ile paylaşması tesadüf değildir. Bu üç bilim insanı, hücre içi yapıların keşfi ve işlevlerinin anlaşılması konusunda birbirini tamamlayan çalışmalar yapmıştır.

Albert Claude, hücre fraksiyonlama teknikleri ve elektron mikroskobu ile hücre yapısının incelenmesine katkı sağlamıştır. George Palade ise ribozomlar ve salgı sistemi üzerine yaptığı çalışmalarla hücre biyolojisinin temel taşlarından biri olmuştur. De Duve ise lizozomlar ve peroksizomlar gibi organellerin keşfiyle bu tabloyu tamamlamıştır.

Bu durum bilim tarihinin önemli bir dersini gösterir: Büyük bilimsel gelişmeler çoğu zaman tek bir kişinin çalışmasıyla değil, aynı alanda çalışan farklı araştırmacıların katkılarıyla oluşur. De Duve, Claude ve Palade’nin çalışmaları birlikte düşünüldüğünde, modern hücre biyolojisinin temel iskeleti ortaya çıkar.

De Duve Institute’un Kuruluşu

Christian de Duve, Nobel Ödülü aldığı yıl olan 1974’te International Institute of Molecular and Cellular Pathology adlı araştırma kurumunun kuruluşuna öncülük etti. Bu kurum daha sonra de Duve Institute adını aldı. De Duve Institute’un kendi tarihçesine göre kurum, 1974’te Christian de Duve’ün Nobel Ödülü aldığı yıl kuruldu ve zamanla onun adıyla anılmaya başladı.

Bu kurum, de Duve’ün bilimsel mirasının kurumsal hâle gelmiş biçimidir. Bir bilim insanının etkisi yalnızca yayımladığı makalelerle değil, kurduğu araştırma ortamlarıyla da ölçülür. De Duve Institute, moleküler ve hücresel biyoloji alanında araştırmaların sürdürüldüğü önemli bir merkez olarak onun adını yaşatır.

Bu yönüyle Christian de Duve yalnızca keşif yapan bir bilim insanı değil, aynı zamanda bilimsel kurumlaşmaya katkı sağlayan bir akademisyendir.

Glukagon ve Erken Dönem Çalışmaları

Christian de Duve’ün bilimsel kariyerinde lizozom ve peroksizom keşiflerinden önce metabolizma ve hormonlar üzerine yaptığı çalışmalar da vardır. Özellikle insülin, glukagon ve karbonhidrat metabolizması konuları erken dönem araştırma alanları arasındadır.

Lindau Mediatheque kaynağı, de Duve’ün glikoz, insülin ve diyabet üzerine kapsamlı bir tez yazdığını ve bu süreçte biyokimya alanında derinleştiğini aktarır. Bu çalışmalar, onun hücre içi metabolik süreçlere ilgisinin erken dönemde başladığını gösterir.

Bu bilgi önemlidir, çünkü de Duve’ün organel keşifleri bir anda ortaya çıkmış bağımsız buluşlar değildir. Metabolizma, enzimler ve hücre içi kimya üzerine birikimi, onun daha sonra hücre organellerinin işlevlerini anlamasına zemin hazırlamıştır.

Bilimsel Yaklaşımı

Christian de Duve’ün bilimsel yaklaşımında dikkat çeken temel özellik, deneysel veriye dikkatle bakmasıdır. O, laboratuvarda beklenmedik sonuçları görmezden gelen bir araştırmacı değildi. Aksine, beklenmedik bulguların peşinden giderek yeni organellerin keşfine ulaştı.

Bilimde bazen büyük keşifler, “yanlış” gibi görünen bir sonucun dikkatle incelenmesiyle başlar. De Duve’ün lizozom keşfi de bu açıdan öğreticidir. Enzim aktivitelerinin hücre fraksiyonları içinde beklenmedik biçimde ortaya çıkması, onun yeni bir hücre yapısını düşünmesine yol açtı.

Bu yaklaşım, bilimsel düşüncenin temel bir ilkesini gösterir: İyi bilim insanı yalnızca beklediği sonucu aramaz; beklemediği sonucu da ciddiye alır. Christian de Duve’ün büyüklüğü, hücre içindeki saklı düzeni bu dikkatli gözlemle ortaya çıkarmasında yatar.

Otofaji, Endositoz ve Hücre İçi Geri Dönüşüm

Christian de Duve’ün çalışmaları, otofaji gibi günümüzde çok önemli olan hücresel süreçlerin anlaşılmasına da dolaylı olarak katkı sağlamıştır. Otofaji, hücrenin kendi içindeki hasarlı ya da gereksiz yapıları parçalayarak geri dönüştürmesi anlamına gelir. Lizozomlar bu süreçte merkezi rol oynar.

Bugün otofaji; yaşlanma, kanser, enfeksiyonlar, bağışıklık sistemi ve nörolojik hastalıklar gibi birçok alanda araştırılır. Lizozomların keşfi olmasaydı, bu süreçlerin moleküler temellerini anlamak çok daha zor olurdu.

De Duve’ün hücre içi sindirim ve geri dönüşüm mekanizmalarına dair katkısı, onun çalışmalarının günümüzde de neden önemli olduğunu açıklar. Bir keşfin gerçek değeri, yalnızca yapıldığı dönemde değil, sonraki kuşaklara açtığı araştırma yollarında da görülür.

İnsanlığa Kattığı Şeyler

Christian de Duve’ün insanlığa katkısı, hücrenin iç işleyişini daha derinden anlamamızı sağlamasıdır. Lizozom ve peroksizomların keşfi, biyoloji ve tıpta birçok hastalığın mekanizmasını açıklamaya yardımcı olmuştur.

Örneğin lizozomal depo hastalıkları, hücre içindeki bazı parçalama mekanizmalarının bozulmasıyla ortaya çıkar. Peroksizomal bozukluklar ise yağ asidi metabolizması ve hücresel oksidatif süreçlerle bağlantılı ciddi hastalıklara yol açabilir. De Duve’ün keşifleri, bu tür hastalıkların hücresel düzeyde anlaşılmasına temel hazırlamıştır.

Onun katkısı yalnızca hastalıklarla sınırlı değildir. Hücrenin düzenli bir sistem olarak anlaşılması, modern biyoteknoloji, moleküler biyoloji, genetik, farmakoloji ve tıp araştırmaları için büyük önem taşır. Bugün hücre içi taşıma, otofaji, enzim işlevleri ve organel biyogenezi gibi konularda yapılan birçok çalışma, de Duve’ün açtığı bilimsel yoldan ilerler.

Kitapları ve Bilimsel Düşünceye Katkısı

Christian de Duve, yalnızca laboratuvar bilim insanı değildi; aynı zamanda yaşamın kökeni, evrim ve biyolojik düzen üzerine düşünen bir yazardı. Bilimsel çalışmalarının yanında daha geniş kitlelere hitap eden eserler de kaleme aldı.

Bu yönüyle de Duve, biyolojiyi yalnızca teknik bir alan olarak görmedi. Canlılığın nasıl ortaya çıktığı, hücrenin nasıl organize olduğu ve evrimin yaşamı nasıl şekillendirdiği gibi büyük sorularla da ilgilendi.

Bir bilim insanının böyle geniş sorular sorması önemlidir. Çünkü hücreyi anlamak, yalnızca bir organelin görevini bilmek değildir; yaşamın düzenini, sürekliliğini ve dönüşümünü anlamaya çalışmaktır. De Duve’ün bilimsel merakı bu geniş bakışla birleşmiştir.

Christian de Duve Kişisel Yaşamı

Christian de Duve’ün kişisel yaşamı hakkında kamuya açık kaynaklarda bazı temel bilgiler vardır. Lindau Mediatheque, onun Janine Herman ile evlendiğini ve aile yaşamı olduğunu aktarır. Ancak biyografi yazarken özel yaşam ayrıntılarını gereğinden fazla genişletmek doğru değildir.

De Duve’ün hayatında özel alanına saygılı bir dil kullanmak gerekir. Onu tarihe taşıyan asıl unsur, aile hayatındaki ayrıntılar değil; hücre biyolojisini dönüştüren bilimsel keşifleridir. Bu nedenle kişisel yaşamı hakkında doğrulanmış temel bilgilerle yetinmek, biyografi yazımı açısından daha sağlıklı ve etik bir yaklaşımdır.

Christian de Duve, 4 Mayıs 2013 tarihinde Belçika’da hayatını kaybetti. PNAS değerlendirmesi, onun Nethen, Belçika’daki evinde 95 yaşında öldüğünü belirtir.

Ölümünden sonra bilim dünyasında onun hücre biyolojisine yaptığı katkılar geniş biçimde anıldı. Çünkü de Duve, yalnızca bir Nobel ödüllü bilim insanı değil, hücre içindeki düzenin anlaşılmasına yön veren büyük bir araştırmacıydı.

Bugün Christian de Duve’ün adı, lizozomlar, peroksizomlar, hücre organelleri, otofaji ve modern hücre biyolojisiyle birlikte anılır. Onun keşifleri, hücreyi anlamanın tıp ve biyoloji için ne kadar temel olduğunu gösterir.

Christian de Duve’ü önemli yapan temel neden, hücre içindeki organellerin görevlerini anlamamıza büyük katkı sağlamasıdır. O, lizozomları ve peroksizomları tanımlayarak hücre biyolojisinin temel haritasına yeni parçalar eklemiştir.

Bir öğretmenin sade anlatımıyla söylemek gerekirse, Christian de Duve hücrenin içindeki “gizli çalışma birimlerini” ortaya çıkaran bilim insanlarından biridir. Hücrenin yalnızca dışarıdan görülen bir yapı olmadığını, içinde görev paylaşımı yapan çok düzenli bir sistem bulunduğunu göstermiştir.

Bu yüzden Christian de Duve, yalnızca Nobel kazanmış bir biyokimyacı değildir. O, modern hücre biyolojisinin kurucu isimlerinden biridir. Tıp, biyoloji, biyokimya ve moleküler araştırmalar açısından bıraktığı miras bugün hâlâ yaşamaktadır.

 

Bilgi Detay
Gerçek Adı Christian René de Duve
Doğum Tarihi 2 Ekim 1917
Doğum Yeri Thames Ditton, Surrey, İngiltere
Boyu Güvenilir kamu kaynaklarında yer almıyor
Kilosu Güvenilir kamu kaynaklarında yer almıyor
Burcu Terazi
Medeni Hali Evliydi; Janine Herman ile evlendi
Eğitim Durumu Katolik Leuven Üniversitesi / Tıp ve Kimya
İnsanlığa Kattığı Şeyler Lizozom ve peroksizomların keşfiyle hücre biyolojisinin gelişmesine öncülük etti; hücrenin yapısal ve işlevsel organizasyonunun anlaşılmasına katkı sağladı; 1974 Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü’nü Albert Claude ve George E. Palade ile paylaştı

 

 

YORUM YAP

E-posta hesabınız yayımlanmayacaktır.Tüm alanların doldurulması gerekmektedir.

ADINIZ

E-POSTA

YORUMUNUZ

antalya escort